Alternativist: ALEVİLİK - Alternativist

İçeriğe git

  • 7 Sayfa +
  • « İlk
  • 5
  • 6
  • 7
  • Konu Açamazsınız
  • Cevap Yazamazsınız

ALEVİLİK

#81 Kullanıcı Çevrimdışı   Metalic 

  • An Arkhos
  • Grubu: uye
  • İletiler: 1.701
  • Kayıt tarihi: 08-Mart 06
  • Location:İstanbul

Eklenme Tarihi: 24 Kasım 2006 - 00:05

Merhaba Emre bey.
Size çok önemli bir hususta teşekkür etmek istiyorum.
İlk kez, bilimum ilahi vaka haberi getiren arkadaşlar arasında, en düzgün Türkçe dilbilgisine sahipsiniz.
Nacizane teşekkürümü kabul eyleyin.
Daha sonra bende nacizane yorumlarımı, yorumunuz, saptamanız, zembil pakediniz üzerinde belirteyim...

Tekrar yüzlerce kez teşekkür.
Sevgi ve şiirle...

#82 konuk_arzenli*

  • Grubu: konuk

Eklenme Tarihi: 24 Kasım 2006 - 00:11

emrearda, 23.11.2006, 05:31 tarihinde yazdı.

Gören göz ve anlayan akıl için birçok cevap içindedir.

burası kur'andan alınmıs apacık. kur'ana gizemini katan cümleler...daha cok doludur bunlardan.

1.soruya cevap vereyim Hz. Ali zamanında mezhep diye bir kavram olmadığı icin aliyi bi mezhebe aittir diyemeyiz.

ben sıramı savdım :)

#83 Kullanıcı Çevrimdışı   özgürce 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 513
  • Kayıt tarihi: 31-Ağustos 05

Eklenme Tarihi: 24 Kasım 2006 - 16:36

emrearda, 23.11.2006, 05:31 tarihinde yazdı.

1. Hz Ali hangi mezhebe mensuptu?
2. Hz Ali kendisinin bir mezhep kurucusu olduğunu ilan etmişmidir?
3. Kendisine bağlı olanlarında onun yolunun takipçisi olmalarını talep etmişmidir?
4. Hz Alinin islamı yaşayışı kendine özgü farklı bir tarzmıdır, yoksa oda diğer müslümanlar gibi Kuranı kerimi ve Hz Muhammedin sünnetinimi kendine referans alıp bu doğrultuda yaşamıştır?
5. Allaha ve kurana iman edenlerin, islamın ve imanın açık ön şartalarına uymama, yoksayma veya kendine göre yorumlayıp şekilvermeye çalışmak gibi bir yetkiye, ehliyete yada seçeneğe sahipmi?



Sizinde değindiğiniz gibi, dinle ilgili bildiklerimizin çoğu, genellikle tevatür ve ağızdan ağıza taşınan bir takım hikayelerden menkuldür. Söz konusu hikayeler de, dünyadaki bilgi dolaşımı kolaylaştıkça, farklı coğrafyalardan, öznelerinin isimleri değişmiş olarak ta duyulmaya başlanmıştır. Yani, dinle ilgili "bilgi" formatında kabul edilebilecek veriler son derece azdır.

Hal böyleyken, din gibi zaten kayıtsız şartsız itaat anlayışı üzerine kurulmuş ve itaate gerekçe olarakta "vahiy" yoluyla indiği söylenen kuralları dayatan bir konu da akılcı ve objektif davranmak zor hatta bazen imkansız olabiliyor.

Bilebildiğimiz kadarıyla Alevilik gibi diğer bütün mezheplerin başlangıç noktasında bulunan insanların hiçbirisi (Hanefi, Maliki, Şafi, Ali vs.. vs..); kendilerini söz konusu mezheplere "pir" olarak ilan etmemişlerdir. Zaten mezhep olgusu da böyle bir şey olarak gelişmemiştir. Dini anlama, öğretme, öğrenme ve yayma biçimi, bunu diğerlerine oranla çok iyi bildiği çeşitli referanslarla anlaşılan kişilerin yaptıklarını taklit etmekle biçimlenmiştir. Bunda ki ilk örnek te Peygamberin kendisidir.

Rivayet edildiği üzere, peygamber yaşadığı süre boyunca Ali'yi kendisine halef olarak eğitmiş ve kendisinden sonra İslam dinini en iyi ifade edebilecek kişi olarak lanse etmiştir. Belki de Ali'nin, Peygamberin ölümünden sonra olup bitene itiraz ederek, başka bir yerde durma inadının altında yatan en önemli gerekçe de budur. Sonuç ta din, akıl yürüterek gerçekleştirilebilecek, bilimsel muhakemelerle doğrulanabilecek bir form taşımadığına göre; ilk elden söylenene (peygamberin sözü, davranışı, öğretisi vs.. vs..) tartışmasız itaat ederek yaşanacak bir olgudur.

Bu noktada, o dönemin islam topluluğunun bir kısmının bizzat şahitlik ettikleri bu halef olma görevinin, Ali'nin elinden alınmasına tepki duymaları da anlaşılır bir şeydir. Ortada bir fark olmasaydı, Ali itiraz etme gereği duymazdı sanırım. Ortada bir fark olmasaydı, Ali'nin yanında duranlar ve karşısındakiler de olmazdı sanırım. Muhtemelen Ali, "beni takip edin" dememiştir. Ama, gerçekleştirilen uygulamaların peygamberin söylediğinden saptığını görenler, peygambere daha yakın hareket eden Ali'nin yanında olmayı seçmişlerdir. "Görenler" diyorum, özellikle çünkü, o dönem peygamberin yaşayışına tanıklık edebilenlerin dönemidir. Bu sayede, daha sonraki çağlarda olduğu gibi kulaktan kulağa dolaşan sözlerin etkisiyle davrananlardan burada ayrılırlar.

Tartışmada Kuranı Kerim ve nebinin sünnetine uymak söz konusu edilirse; zaten düğüm de buradadır. Her mezhep, kendi kuran tefsiri veya anlayışıyını doğru kabul etmektedir. Ayrıca her mezhebin de, peygambere atfettiği farklı davranış biçimleri vardır. Bunlardan hangisinin gerçekten doğru olduğunu bilebilmek, herhangi bir cennet hevesi içinde olmayan ve sıradan bir entelektüel merak taşıyanlar için bile pek mümkün değildir. 1400 yıl önce yaşamış bir kişinin, suyu yere çömelerek mi, sol elini başının üzerine koyarak mı, üç yudumda mı içip içmediğini bilmek bilimsel olarak imkansızdır. Çünkü, peygamber kendi davranışlarına ve yaşayışına ait herhangi bir not düşmemiştir tarihe. Bilebildiklerimiz, o günden bu güne söylene gelen rivayetlerden ibarettir.

Son soruyla ilgili verilebilecek yanıtın da yukarıda söylediklerimde olduğunu düşünüyorum. Allah'a ve Kurana iman edenler için, Allah'ı ve Kuranı nasıl anladıkları önemlidir. Bu gün bile şahit olduğumuz üzere; Kuranı Kerim, Arapçayı en az birbiri kadar iyi bilen üç ilahiyat profesörü arasında bile farklı anlaşılabildiğine göre, İslamın ve imanın şartlarının da yorumlanışında ki farklılıkları anlamak mümkündür.

1400 yıl önce başlamış; üstelik te "vahiy", "rüya" vb.. araçlarla gerçekleşmiş; yapısında bilimle açıklanabilecek herhangi bir şey olmayan bir olgunun kapsadıklarını tartışmak çok zordur. Din olgusunun, insanlık üzerinde yarattığı kaderci, itaatkar ve hiç değilse öbür dünyada vaat edilen refaha yönelik çileci anlayışı tartışabilir ve çeşitli olumlu sonuçlar üretebiliriz. Geriye kalan Alevilik mi, sünnilik mi gerçek islama uygundur tartışmaları her bireyin dini paradigmasının penceresinden yanıtlanabilir. ve herbiri de kendi teorisinin bilimdışılığıyla maluldür.

#84 Kullanıcı Çevrimdışı   emrearda 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 2
  • Kayıt tarihi: 23-Kasım 06

Eklenme Tarihi: 25 Kasım 2006 - 03:12

Sayın Özgürce,
Bana atfen ifade ettiğiniz ve sizinde onayladığınızı söylediğiniz, dinle ilgili bildiklerimizin çoğunun, genellikle tevatür ve ağızdan ağıza taşınan bir takım hikayelerden menkuldür saptaması bana ait değildir
.
Din ve yaratıcı kavramını değerlendirirken bu olguya hangi anlayış kalıbı içerisinde baktığınız çok önemlidir. Maddeci materyalist dünya görüşü öğretisinin penceresinden ilahiyat kavramına bakanlar için din ve Allah gerçeği elbette toplumdan topluma aktarılarak günümüze kadar gelen hikâyeler, tevatürler ve doğmalar manzumesi olmaktan öteye birşey ifade edemez. Dogmatik materyalist yaklaşım, maddeye hakim olan madde-üstü bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeyi baştan yasaklamıştır.

Çoğu insan bir bilim adamından duyduğu herşeyi, mutlak doğru sanır. Bu bilim adamının birtakım felsefi ya da ideolojik önyargılara kapılmış olabileceğinden endişe etmez. Oysa bilim adamlarının bir bölümü, sahip oldukları bazı önyargıları ya da bağlı oldukları felsefi görüşleri, bilimsel bir görünüm altında topluma empoze ederler. Örneğin, tesadüflerin karmaşa ve düzensizlikten başka bir şey oluşturamadığını gözleriyle gördükleri halde, evrendeki ve canlılardaki tasarım, plan ve düzenin tesadüfler sonucu ortaya çıktığını savunurlar.

Söz gelimi bu tür bir biyolog, canlılığın yapıtaşı olan bir protein molekülünde hayranlık uyandıran bir düzen olduğunu ve bu düzenin tesadüflerle oluşma olasılığının bulunmadığını rahatlıkla anlar. Ama buna rağmen, proteinin, milyarlarca yıl önce ilkel dünya şartlarında rastlantılar sonucu meydana geldiğini iddia eder. Bununla da kalmaz, yalnızca bir değil, milyonlarca proteinin tesadüflerle oluşup, sonra hayranlık verici bir plan ve düzen içinde biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturduklarını da çekinmeden iddiasına ekler ve bunu ısrarla savunur. Bahsedilen kişi "evrimci materyalist" bir bilim adamıdır.

Peki bilim ve dinsel inanç birbiriyle çatışan, birinin gerçekliği diğerinin yalanlanmasını gerektiren bir şeymi. Kesinlikle hayır. Allah kuranı kerimde defaatle, kendisini en iyi anlayanların ve en değerli imana sahip olanların alimler olduğunu ifade eder. Ençok ibadet eden yada buyruklarına en eksiksiz şekilde itaat edenler değil.

Aklını herhangi bir felsefenin yada önyargının ipoteği altına sokmamış bilim adamlarının, hayata, canlılığa ve bu harikulade yaratım mimarisine bakışları sonderece açıktır.
Galileo Galilei, Isaac Newton, Wernher Von Braun ve Albert Einstein gibi daha adını sayamadığım modern bilmin kurucuları olarak kabul edilen daha birçok şahsın, çalışmaları ve buluşlarının neticesinde nereye ulaştığını, birazcık araştırma sonucu kendi ağızlarından ifade ettikleri üzere ulaşabilirsiniz.

#85 Kullanıcı Çevrimdışı   özgürce 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 513
  • Kayıt tarihi: 31-Ağustos 05

Eklenme Tarihi: 25 Kasım 2006 - 04:19

Size atfettiğim ifade için özür dilerim. Bir klavye hatası olmuş. "Sizin de kabul edebileceğiniz gibi" deyip; size bu görüşü reddetme şansı vermeliydim.

Bilim adamlarının da, kendi zaafiyetleriyle malul olduklarını kabul ederim. Ve mesajımın son paragrafını şöyle değiştirerek, anlaşmamak üzere anlaştığımızı en azından kendi adıma teyid edebilirim.

1400 yıl önce başlamış; üstelik te "vahiy", "rüya" vb.. araçlarla gerçekleşmiş; hedefine rasyonel akıldan çok mistik bir felsefeyi koymuş bir olgunun kapsadıklarını tartışmak çok zordur. Din olgusunun, insanlık üzerinde yarattığı kaderci, itaatkar ve hiç değilse öbür dünyada vaat edilen refaha yönelik çileci anlayışı tartışabilir ve çeşitli olumlu sonuçlar üretebiliriz. Geriye kalan, gerçek islam nedir, Alevilik mi, sünnilik mi gerçek islama uygundur ve/veya yaradılış-varlık-ölümden sonraki hayat tartışmaları; her bireyin dini paradigmasının penceresinden yanıtlanabilir. Ve herbiri de kendi algısıyla maluldür.

#86 Kullanıcı Çevrimdışı   SEyhBEDRETTIN 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 392
  • Kayıt tarihi: 31-Ağustos 05
  • Location:belli değil

Eklenme Tarihi: 27 Kasım 2006 - 18:29

emrearda, 23.11.2006, 05:31 tarihinde yazdı.

Kısaca ve genel olarak aleviliğe baktığımızda. Aleviliğinde tek bir tarifinin ve tekbir yorumunun olmadığını görürüz.Bu uzunca bir yazı mevzusu olabilecek kadar geniş bir konudur.Birbirine zıt veya birbirinden oldukça farklı alevilik anlayışları mevcutur.

Anadolu Alevilerini değerlendirdiğinizde fikir bazında birbirinin tamamen zıt anlayışlar görürsünüz.Alevileri ortaklaştıran niyettir;'doğru' yaşam isteğidir.

Hz.Ali'ye baktığınızda son derece dindar ve dini vazifelerini yerine getirmede kusursuz sayılabilecek bir insan görürsünüz.Alevilerde ise şekilci ibadetlerden vazgeçilmiş ve Ali'ye yapılan haksızlıklara karşılık islam dinine mesafe alınmıştır.

Ben tüm soruların alevilerin çelişkili yaşamlarından kaynaklandıgını düşünüyorum.Allah'ı sorgulamak;ona küsmek vs. gibi şeyler Kuran'da reddedilmiştir.Allah'ı sorgulayınca İslam'ı reddetmeyerek karşımıza Alevilik gibi bir mezhep çıkar.Bu tartışmalar süregider ama sonuçta düşünce ve inançların hepsi ''iyi ve yaşanabilir bir dünya'' içindir.

#87 Kullanıcı Çevrimdışı   ruyagercegi 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 106
  • Kayıt tarihi: 28-Mart 06

Eklenme Tarihi: 20 Aralık 2006 - 19:52

Yazmış olduğum ifadenin saygısızlık olarak algılanmamasını temennni ederdim... (Böyle bir şey kesinlikle aklımdan geçmez biline...)

Ama insanlara (ve inanca) saygı diye yola çıkmışken bu esnada "Allah"ın (tanrı'nın) özelleştirilmesi, ezan'dan vergi alınması gibi ifadeler (latife adı altında) çok yakışıksız duruyor... (senin hoşuna gitmemiş olabilir diye içinden geçirenler olabilir...)

Ayrıca söylediğim ifadeye tamamen gözünüzü çevirip diğer ifadeleri görmezlikten geldiniz sanırım.. ("Ahhaa işte açığını yakaladık." diye sanırım...) Sükut ikrardandır diyemeyeceğim bu sefer...

İnsan sevgisi sadece Alevilik'te yoktur ki biliyorsunuz.. amerika'da ve avrupa ülkelerinde de bu sevgi (güya) var... ezilmiş olanların yanında olmak insana cazip gelebilir... Arkadaşımız bir din seçseydim Aleviliği seçerdim diyor... Bu birçok tartışmayı beraberinde getiriyor.. (bu konuya değinilmeden geçilmemeliydi bana göre...) Alevilik bir din mi, bir mezhep mi? Tarih içinde birçok mezhep de olagelmiştir... Bazıları din'in (kitab'ın ve peygamberin) inançlarına tamamen zıt fikirlerle yola çıkmışlar ve fitne fesat kaynağı olmuşlardır... bu açıdan kendisini bir yere ait gösterip bazı hareketler yapan kişilere dikkat etmek gerekir... Çünkü birilerinin yaptığı hareket bütüne şamil kılınmaz..

ben söylemeden başkası söylemiş: Başkasının yapmış olduğu araştırmayı (tıp, mimarlık, fizik, kimya ilh...) biz kabul ediyoruz.. Hem de büyük bir inanç mertebesinde neredeyse... İnanan kişilerin başkasının getirdiği haberlere inanması normal karşılanmalı...

Hz.Ali kim tarafından öldürülürse öldürülsün bu inancın bütününe etki etmemesi gerekir(di)... Eğer inancı en doğru biçimde öğrenmek istiyorsak Kitab'dan ve O'nu (dini ya da kitabı) tebliğ eden Peygamberden öğrenebiliriz...

"Bu soruyu cevaplamadan cami konusunu tam anlatamayacağımı düşündüm.Biz deriz ki Kuran'ı Kerim'de namaz vardır ama namazın şekli camideki gibi olmak zorunda değildir.Allah için ibadet mekanları açılmalıdır ama buralarda insanların illaki bir şekle dayanarak ibadet etmeleri istenemez."

Bu bilginin kaynağı nedir? Öğrenebilir miyim?

Çok ilginç bir hesab yatıyor altında bu tür sözlerin... Önemli olan Tanrı'ya ibadet etmek... Haç çıkartmışsın ya da cebinden bir başka nesne... Ha sabahtan akşama aç kalmışsın (oruç) ha akşamdan sabaha.. Önemli olan aç kalmak değil mi? Ha cumartesi günü mübarek (kutsal) bir gün ha Salı günü... önemli olan bir günün mübarek olması değil mi? gibi sorular sıralanıyor bir anda kafamda...

(Bu sefer acele yazdım... Bazı eksikliklerin mazur görülmesini ve belirtilmesini temenni ederim..)

#88 Kullanıcı Çevrimdışı   mataramdatuzlusu 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 22
  • Kayıt tarihi: 31-Ocak 07

Eklenme Tarihi: 31 Ocak 2007 - 20:14

Resulullah efendimiz veda hutbesinde size iki şey bırakıyorum bunlardan birisi Kuran ikincisi Sünnet demiştir.

islamın kaynakları Kuran ve Sünnettir.

iman inanmaktır delilsiz senetsiz grafiksiz inanmaktır.

hazreti Ebubekir sıddiktir hazreti Ali efendimiz ilmin kapısıdır.

hazreti Ali efendimizin hazreti Ebubekir efendimiz hakkında söylediklerini bilmeden yanlış bilgilerle kafa karıştırmayalım.

hazreti hasan efendimizle hazreti hüseyin efendimiz Resulullahın iki gülüdür.

hazreti Fatıma bütün velilerin annesidir.

Sünnilik hazreti ebubekir efendimizden geliyor denemez ayrıca.

hz. osmanı kim şehit etti kendi evinde kuran okurken ? :)

halifelik konusunda yanlış bilgiler vermişsiniz.


muaviye sahabedir Resulullah buyurdu ki benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.

bir sahabi hakkında yanlış bilgilerle yorum yapmayın.

ehli beyt kimdir kime denir?

selmanı farisi de ehli beyttendir :)

ehli beyti sevmeyen cennete giremez.

alevilerin yakın olduğu isimler pir sultan abdal, nesimi, hacı bektaş veli gibi büyük zatlardır.

bu zatlar kimdir peki?

tamamı tarikat mensubu büyük Allah dostudur.

tarikatlar ise hz. ebubekir efendimizden ve hazreti Ali efendimizden gelir.

#89 Kullanıcı Çevrimdışı   mataramdatuzlusu 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 22
  • Kayıt tarihi: 31-Ocak 07

Eklenme Tarihi: 31 Ocak 2007 - 21:01

http://www.nihathatipoglu.com/site/ddnh/nh....aspx?sohbet=61

kerbela sohbeti

hazreti hasan ve hazreti hüseyini anlatıyor nihat hatipoğlu.
dinlemenizi tavsiye ederim.

#90 konuk_the magicflute*

  • Grubu: konuk

Eklenme Tarihi: 21 Nisan 2007 - 13:57

her zaman "alevilik" ile ilgili sacma sapan kanallardaki televizyon programlarından-tartışmalardan-köşe yazılarından kaçınmışımdır. sinirlerime hakim olamam cünkü. hala böylesine aptalca soruların sorulmasına (alevi ve sünni evlenirse cocuk hangi mezhepten olur?, aleviler camiye niye gitmez?) tahammül edemem. dedim ki dur bakalım forumumuzda neler yazılmış. ilk sayfalarda sinir katsayılarım yeterince yükselsede okumadan gecemedim.

yok yok gercekten olmuyor. hala 1000 yıl önceki düşüncelere beton atmış beynimiz. konulan yerde otluyoruz. mitinglerde her ne kadar türkülere eşlik edilip -yalandan- bağırlar yumruklansa da, hepimiz insanız mezhep ayrımı da neymiş denilse de hala "en basta belirteyim ki ben hanefi mezhebindenim" demeden edemiyor hiç kimse! devil._

#91 Kullanıcı Çevrimdışı   kızılbaş 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 2
  • Kayıt tarihi: 10-Ağustos 07

Eklenme Tarihi: 10 Ağustos 2007 - 18:54

merhaba canlar..

gazi olayları ile ilgili arastırma yaparken, tesadufen siteyi buldum..
acıkcası bi kızılbas olarak konu ilgimi cekti.. bazı arkadaslarımız cok guzel acıklamalarda bulunmuslar.. ozellikle özgurce arkadas..
bende bazı hususlara deginmek istiyorum..

en son mesajda arkadasımız sitemde bulunmus.. haklı olarak...

ne yazık ki bu konuları kısmen de olsa 1000 yıl sonra tartısabiliyoruz..bence bu toplumun onünü acar..

özellikle bazı ımesajlarda art niyetler sezdim.. mum söndü vs..( bu baska bi konu olarak acılabilir. o yuzden cevap vermiyorum.)
NE ACIDIR Kİ ZEKASI POPOSUNDA OLAN ARKADASLARIMIZ VAR..

bazı arkadaslarımızda sevgilileri imana getiriyorlar.. sozüm ona musluman yapıyorlar.. NEDEN İNSANLARI OLDUGU GİBİ KABUL ETMİYORUZ..


arkadaslarımızın cogu aleviligin tarihsel gelişiminden bahsetmiş.. ancak bizi en cok ilgilendiren ANADOLU ALEVİLİĞİNDEN hiç bahsetmemişler( bi kac arkadasımız kısa da olsa deginmiş.)

unutmayalım ki anadolu aleviliği cok farklı bi sistemdir..

hadi biraz beyin egzersizi yapalım...:)


MUHABBETLE KALIN.

#92 Kullanıcı Çevrimdışı   okan 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 655
  • Kayıt tarihi: 29-Ekim 05

Eklenme Tarihi: 06 Nisan 2010 - 10:25

ALEVİLER KENDİ ÇALIŞTAYINI YAPIYOR
Hükümet geçtiğimiz aylarda Alevi Çalıştayı gerçekleştirmiş, çalıştay kamuoyunda çok tartışılmıştı. Alevi kesimin önemli bir bölümü çalıştayın içeriğine tepki göstermişti.

Alevi dernekleri bugünlerde kendi çalıştaylarını yapmaya hazırlanıyor. 8-9-10 Nisan günlerinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde gerçekleştirilecek "Tahta Zülfikarlılar:Siyaset, Hukuk ve Aleviler" başlıklı etkinliği Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği düzenliyor.

Hüsamettin Cindoruk, Prof.Dr. Binnaz Toprak, Aysel Tuğluk, Ercan Karakaş, Enver Aysever gibi isimlerin de konuşmacı olacağı çalıştay Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi'nin ev sahipliğinde gerçekleşecek.

Kaynak:Oda Tv

Not:En son ileti 2007'de yazılmış muhtemelen Alevilik'le ilgili daha güncel bir başlık vardır ama ben bulamadım

#93 Kullanıcı Çevrimdışı   Marko Paşa 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 391
  • Kayıt tarihi: 02-Temmuz 10
  • Gender:Male

Eklenme Tarihi: 08 Ocak 2011 - 02:20

Son ileti yaklaşık 8 ay önce yazılmış bende gece gece baştan okuyup bir ucundan dalayım dedim.

Son alevi çalıştaylarıda gösterdi ki gerek aleviler içerisinde gerekse de iktidar kanadında aleviliğin tanımı ve nereye konumlandırılacağı ile ilgili net bir görüş yok. Bazı sorular hala muğlak bir şekilde duruyor!

1- Alevilik etnik bir kimlik midir ?
2- Alevilik islam içi bir mezhep midir ?
3- Alevilik islamdan bağımsız farklı bir inanç mıdır ?


1. sorudan başlarsak bir kişinin alevi olabilmesi için anne ve babasınında alevi olması gerekiyor yani alevilik kan bağı ile geçen bir şey. Sonradan alevi olamıyor kimse ancak sonradan aleviliği benimseyenler bektaşi olarak adlandırılıyor. Bu açıdan bakınca etnik bir kimliğe tekabul ediyor.(yahudilik gibi)

2. soruyu değerlendirdiğimizde aleviliği, Hz. Ali taraftarları olarak tanımlamaya kalktığımız da bu seferde alevilerin neden islamın ibadet ritüellerinden bütünüyle farklı bir inanç ve ibadet şekli olduğunu açıklamakta güçlük çekiyoruz. Sonuç itibariyle Hz. Ali, peygambere inanan ve islamın ibadet biçimini benimsemiş bir kişi. Aleviler, şayet Hz. Ali'yi esas alıyor ise neden ibadet biçimini benimsememişler sorusu cevapsız kalıyor.

3. soruyu ele alırsak şayet alevilik islamdan bağımsız bir inanç ise neden kendilerini tanımlarken müslümanlık şemsiyesini kullanıyorlar. Ya da şöyle düşünürsek alevilik, islamdan farklı bir inanç ise cem ayinlerinde söylenen deyişlerde ki Ali kültü neyi temsil ediyor ?

Bu muğlak sorular hem alevi toplumu içerisinde hem de iktidar tarafında hala cevaplanamadığı için herkes kendisince bir alevi tanımı koyarak onun üzerinden bir beklenti geliştirmeye ya da bir çözüm üretmeye çalışıyor.

#94 Kullanıcı Çevrimdışı   renk 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 1.560
  • Kayıt tarihi: 05-Eylül 05

Eklenme Tarihi: 13 Ocak 2011 - 00:58

Aslında bence aleviler de kendi içlerinde bu çelişkileri yaşıyorlar. Yani aleviler bilinen islami ibadet ritüellerini gerçekleştirmiyorlar ama son 30 yılda bir alevi kuşak var ki hem namaz kılıp hem oruç tutuyorlar.... Soruyorsun bu niye diye? Diyor ki alevilik oruç tutmamak, namaz kılmamak değil biz de kılıyoruz diyorlar....Ama bunu diyen kuşağın anne ve babası ne namaz kılıyor ne oruç tutuyor ...gerçekten ben de anlayamıyorum.

#95 Kullanıcı Çevrimdışı   Magic 

  • Grubu: uye
  • İletiler: 145
  • Kayıt tarihi: 08-Ocak 11

Eklenme Tarihi: 22 Ocak 2011 - 23:14

M.Ali Erbil, Alevi dedelerinden özür dilemiş, el etek öpmüş, cem evlerine büyük bağışlar yapmıştaa affedilmiş! Şimdi bir kanalda yarışma programı sunmaya hazırlanıyormuş!

Sürekli kendini tekrarlayan, belden aşağı espirilerinin komik olduğunu zanneden, şımarıklıklarının "gaf" olarak nitelendirildiği bu şahsiyetin neden affedildiğini anlamış değilim! Güneri Ümit gibi bence üzerine toprak atılmalıydı.

Konuyu paylaş


  • 7 Sayfa +
  • « İlk
  • 5
  • 6
  • 7
  • Konu Açamazsınız
  • Cevap Yazamazsınız

1 Kullanıcı konuyu okuyor
0 Kullanıcı, 1 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı